Eskiden çok büyük insanlara soru sorulur muydu bilmiyorum!
Ama sorulmuş olmalı ki o sorular –değişiklik göstermiş olsa da- günümüze kadar gelmiş.
*
Sosyal Medya’da çok eskiye dair dönemin önemli insanlarına sorulan sorulara verdikleri cevapları sizinle paylaşayım istedim.
*
Keşke her dönem her insana soru sorulabilir olsaydı.
İnanın belki de çok değerli, çok daha faydalanılabilecek düşünceler ortaya çıkardı.
*
Mesela, Osmanlı İmparatorluğu’nun II. Hakanı Orhan Bey’e; “Geciken adalet, adalet midir?” şeklinde bir soru sorulmuş -belki de sorulmamış- ama böyle bir soru günümüze kadar gelmiş. Orhan Bey de bu soruya; “Geciken adalet, adalet değildir!” deyivermiş,
Sanırım bu sözüyle de ‘Adaletin’ hassasiyetinin toplum için ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmış.
*
Mesela Çiçero, ki tarihte Roma’nın ünlü devlet adamı ve filozofu olarak bilinir. Ona da;
“Roma İmparatorluğu nasıl yıkıldı?” diye sormuşlar.
Şu günlerde hepimizin dilinde pelesenk olan cümleyi söylemiş.
“İşi ehline vermedik” demiş.
*
Demek ki neymiş, işi ehline vermek gerekiyormuş!
İşin ehline verilmeyişi ise çok geç fark edildiğinde, geri dönüşü olmayan sıkıntılar yaratabiliyormuş.
*
Bu sefer de KARUN’A sormuşlar;
“Zenginliğin sırrı nedir?” demişler.
O da; “Halka avuç açmamaktır.” demiş.
Ne yalan söyleyeyim, kendi adıma, “Halka avuç açmamaktır’ denilmesinin altında yatanın ne olduğunu tam olarak bilemedim.
*
Derken efendim, soru sorulma sırası bu sefer de IV. MURAT’A gelmiş ve ona; “Yardıma alışana ne olur?” diye sormuşlar. O da hiç düşünmeden; “Emir almaya da alışır.” demiş.
*
Bu sefer de dayanamayıp; “Emir almaya da alışırsa ne olur?” desem, sanırım onun cevabı “Yardım eden, kendisinden yardım alana her istediğini yaptırmak ister”.
“Her istediği yapılmazsa ne olur?”
En basitiyle ‘Vefasızlıkla’ suçlanır.
“İnsanlık ölmüş” denilerek, insanlık öldürülür.
Daha kim bilir neler söylenir!
*
GORBAÇOV’A da bir soru sormuşlar; “En büyük hatan neydi?” demişler; “Yanlışı hep karşımızdakinde aradık.” diye yanıtlamış.
Demek ki en yukarıda olmak böyle bir şey.
Yanlışsız olmak gibi bir şeymiş!
Ne tuhaf!
*
Soru sorulma sırası STALİN’E gelmiş ve; “En büyük korkunuz nedir?” demişler.
“Sokakta yalnız başıma yürümek.” diye cevaplamış.
Kimler sokaktakilerle ilgili korkuyu içlerinde taşırlar?
Sokaktakilere yanlış yapanlar.
Kötülük yapanlar.
Sokaktakilerin hayatlarını çekilmez hale getirenler.
Bunun için de “Ne ekersen onu biçersin” denilmemiş mi?
O korkuları yaşamamak için korku ekmemek gerekmez mi?
*
Ve sıra II. RAMSES’E geldiğinde de ona; “En büyük piramit hangisidir.” diye sorduklarında; “Kibrimizdir.” demiş.
Burada Ramses’in kibirli olduğu anlaşılıyor.
Ancak verilen bu cevapta, bir zaman sonrasında her şeyin, hatta kibrin dahi boş olduğunun farkına varınca bir pişmanlık yaşadığını anlıyorum ben.
Yazık!
Kibrini yaşatmak için onca piramit yapmaya niye gerek duymuş anlamadım.
*
Demek ki neymiş efendim?
Her ne olursak olalım, ‘İnsan’ olduğumuzu unutmamak gerekiyormuş.
Neyi ekiyorsak onu biçiyor olduğumuzu da!






