Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yıllardır konuşulan vize serbestisi meselesinde yeniden bir hareketlilik var. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, vize serbestisi için yerine getirilmesi gereken 72 kriterden 66’sının tamamlandığını, kalan altı kriter konusunda da çalışma başlatıldığını açıkladı.
İlk bakışta mesele basit görünüyor: Altı kriter daha yerine getirilecek, Türk vatandaşları Schengen bölgesine vizesiz seyahat edecek.
Fakat o altı kritere biraz yakından bakınca meselenin yalnızca vize olmadığı anlaşılıyor.
Vatandaşın hukuk güvenliği için
Türkiye’nin önünde kalan başlıklar arasında terörle mücadele mevzuatının Avrupa standartlarıyla uyumlu hale getirilmesi, kişisel verilerin korunması, yolsuzlukla mücadele konusunda GRECO tavsiyelerinin uygulanması, Europol ile operasyonel işbirliği ve AB ülkeleriyle cezai konularda adli işbirliği bulunuyor.
Bunların önemli bir bölümü aslında Avrupa Birliği’nin kapısında beklerken tamamlamamız gereken birer “ev ödevi” değil. Doğrudan Türkiye’deki hukuk düzenini ve vatandaşın hukuk güvenliğini ilgilendiren meseleler.
Örneğin kişisel verilerin korunması… Vatandaşın kişisel verisinin devlet veya özel şirketler tarafından hangi şartlarda işlenebileceği, kimlerle paylaşılabileceği ve nasıl korunacağı, Avrupa’ya vizesiz seyahat edip edemeyeceğimizden bağımsız olarak temel bir hak meselesidir.
Aynı şey yolsuzlukla mücadele için de geçerli. Şeffaflığın artırılması, kamu gücünü kullananların hesap verebilir olması ve yolsuzluğa karşı etkili mekanizmaların kurulması Brüksel istediği için değil, vatandaşın kendi devletinden bunu talep etme hakkı olduğu için önemlidir.
Elbette kalan kriterlerin en tartışmalı olanı terörle mücadele mevzuatı.
Türkiye’nin terör konusunda birçok Avrupa ülkesinden çok daha ağır ve uzun bir tecrübesi olduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz. Dolayısıyla Avrupa’dan gelen her talebi Türkiye’nin güvenlik şartlarından bağımsız değerlendirmek de doğru değil.
Üstelik bugün terörle mücadele mevzuatını yalnızca AB kriterleri üzerinden tartışmıyoruz. Silah bırakma sürecinin hukuki zemini için gündemde olan çerçeve yasa da önümüzde. Silahların bırakılmasını ve terörün sona ermesini sağlayacak hukuki düzenlemeleri geçmişte işlenen terör suçlarını örten veya cezasızlık sonucunu doğuran bir affa dönüştürmemek de bir denge.
Somut olarak neler yapılacak?
Türkiye ile AB arasındaki Vize Serbestisi Diyaloğu 2013 yılında başladı. Aradan on üç yıl geçti. Üstelik 72 kriterden yalnızca altısı kalmış durumda.
O halde kamuoyunun artık yalnızca “çalışmalar başladı” açıklamasından daha fazlasını bilmeye hakkı var. Hangi kriter için hangi mevzuat değişikliği yapılacak? Takvim nedir? Çalışmalar ne zaman tamamlanacak?
Ayrıca Cevdet Yılmaz’ın “Avrupa’daki siyasi iradeyi de görmemiz lazım” sözü önemli.
Türkiye üzerine düşen teknik ve hukuki yükümlülükleri yerine getirdiğinde, top tamamen Brüksel’e geçecektir. Eğer AB, teknik kriterler sağlandığı halde yeni siyasi gerekçeler üreterek süreci zamana yaymaya devam ederse, yıllardır vurguladığı “öngörülebilirlik” ve “ahde vefa” ilkelerini kendi eliyle boşa çıkarmış olur.
Sonuç olarak; vize serbestisi Türk vatandaşları için gecikmiş bir haktır. Fakat bu sürecin bize hatırlattığı esas gerçek şudur: Hukuki şeffaflığı ve veri güvenliğini artıracak adımları Viyana’ya, Berlin’e daha kolay vizeyle gidebilmek için değil; kendi ülkemizde daha öngörülebilir ve güçlü bir hukuk düzeninde yaşayabilmek için atmalıyız.






