Bazı kelimeler vardır; ilk bakışta masum görünür ama ardında koca bir vicdansızlığı saklar.
“Sıfır numara.”
Ne tuhaf değil mi?
Sanki bir köpekten değil de vitrindeki yeni sezon ayakkabıdan, beden seçilen bir gömlekten ya da sınırlı üretim bir çantadan bahsediliyor.
Oysa köpeklerin numarası olmaz.
Çünkü köpekler giysi değildir.
Onlar nefes alan, hisseden, seven, özleyen, korkan, sadakat gösteren canlılardır.
Ve ne yazık ki bugün onları “0 numara”, “1 numara”, “mikro”, “teacup” gibi ifadelerle pazarlayan bir düzen, vicdanın üzerine fiyat etiketi yapıştırmaya çalışıyor.
***
Biz de ailecek uzun zamandır bir köpek sahiplenmek istiyorduk.
Ama satın almak değil…
Bir can satın alınmazdı.
Bir can, hayatınıza misafir olurdu.
Aylarca sosyal medya sayfalarını dolaştık.
Sahiplendirme gruplarına baktık.
Hayvanseverlerin paylaşımlarını takip ettik.
Ama bir türlü yolumuz kesişmedi.
Yaklaşık üç ay önce nihayet Yedikule Barınağı’nın yolunu tuttuk.
Ben, eşim ve kızım…
Amacımız çok netti.
Bir cana yuva olmak.
Gösteriş için değil…
Moda olduğu için değil…
Çantada taşınacak bir aksesuar aradığımız için hiç değil…
Yalnızca bir dost arıyorduk.
Zeytinburnu’ndan minibüse bindik.
Ücreti öderken “Barınakta ineceğiz.” dedik.
Belki de hayatımızın yönünü değiştiren cümle buydu.
Direksiyonda Uğur Özkan vardı.
Sohbet başladı.
Barınağa neden gittiğimizi öğrenince bize kendi yavru köpeklerinden bahsetti.
“Aslında hepsi sahiplendirildi. Keşke daha önce karşılaşsaydık.” dedi.
Telefon numaralarımızı aldık.
“Bir sorun olursa sahiplendirmede iletişim kurarız.” diyerek bizi barınağın yolunda bıraktı.
Ancak kaderin de bazen küçük sürprizleri oluyor.
Barınağa geç kalmıştık.
Kapılar kapanmıştı.
İçeri giremedik.
Hayal kırıklığıyla geri dönüyorduk.
Tam o sırada telefonum çaldı.
Arayan Uğur abiydi.
Bir süre düşündüğünü söyledi.
Sonra hiç unutmayacağım cümleyi kurdu:
“Ben size yavrulardan birini vermek istiyorum.”
Çünkü o, bizim barınağa gitmemizden tek bir şeyi anlamıştı.
Biz satın almak isteyen insanlar değildik.
Biz gerçekten sahiplenmek isteyen bir aileydik.
Ve işte bazen insanlar birbirini birkaç dakikada tanıyabiliyor.
Çünkü bazı insanların samimiyeti gerçekse, anında hissediliyor.
***
Kısa süre sonra bize dünyanın en güzel hediyelerinden biri geldi.
Tatlı mı tatlı, sevgi dolu bir Maltipoo yavrusu…
Adı Sütlaç’tı.
Biz o ismi değiştirmedik.
Çünkü isimler de hatıralar taşır. Bizim de hoşumuza gitti.
Sütlaç yalnızca evimize gelen bir köpek olmadı.
Evimizin kahkahası oldu.
Çocuğumuzun oyun arkadaşı oldu.
Yorgun günlerin ilacı oldu.
Sessiz akşamların neşesi oldu.
Ev dediğiniz yer bazen dört duvardan ibaret değildir.
Bazen küçük patilerin parkede çıkardığı seslerdir.
***
Bu hikâyede beni en çok etkileyen şey ise Uğur abinin ailesiydi.
Yavruyu teslim etmeye iki küçük kızıyla birlikte geldiler.
Kızlarının gözlerinden ayrılığın hüznü okunuyordu.
Çünkü onlar Sütlaç’a gerçekten evlat gibi bakmışlardı.
Bir yavrudan ayrılmak kolay değildir.
Ama Uğur abi bana dönüp öyle bir cümle söyledi ki…
“Bakabilecek bir aileye verdiğim için içim çok rahat.”
İşte gerçek hayvan sevgisi budur.
Sevdiğin canlıyı elinde tutmak değil…
Onun mutlu olacağı yeri seçebilmektir.
Eşimle, Uğur abinin eşi de zaman zaman görüştü.
Verdikleri yavrunun nasıl büyüdüğünü merak ettiler.
Çünkü onların sevgisi, teslim edildiği gün bitmedi.
Gösteriş yoktu.
Sosyal medya şovu yoktu.
Reklam yoktu.
Sadece sevgi vardı.
Sadece vicdan vardı.
Bugün dönüp baktığımda şunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum:
Gerçek hayvanseverlik budur.
Gerçek hayvanseverlik, bir canın geleceğini kendi duygularının önüne koyabilmektir.
Bu yüzden Uğur abiye, değerli eşine ve iki güzel kızına gönülden teşekkür ediyorum.
İyi ki yollarımız kesişmiş.
İyi ki Sütlaç’ın hikâyesi bizim hikâyemiz olmuş.
İyi ki hâlâ bu ülkede sevgisini sessizce yaşayan insanlar var.
***
Ama bu hikâyenin bir de can yakan tarafı var.
Sütlaç’ı gören bazı insanların ilk sorusu şu oluyor:
“Kaç numara?”
İnanın bunu duydukça içim burkuluyor.
Köpeğin gözlerine bakmadan…
Karakterini sormadan…
Mutlu olup olmadığını merak etmeden…
İlk soru:
“Sıfır numara mı?”
Sanki nefes alan bir canlı değil de ayakkabı seçiliyor.
İşte tam da burada büyük bir sorun başlıyor.
Çünkü “0 numara”, “1 numara”, “2 numara” gibi ifadeler bilimsel sınıflandırmalar değildir.
Bunlar, uluslararası kinoloji kuruluşlarının kabul ettiği terimler değildir.
Bu söylemler; daha küçük köpekleri daha yüksek fiyatlara satabilmek, kâr marjını büyütebilmek için ticari üreticilerin oluşturduğu pazarlama dilidir.
Bir başka ifadeyle vicdanın yerine katalog koyanların icadıdır.
Küçük olan daha pahalı olsun diye yıllarca en cılız yavrular çiftleştirildi.
Genetik sorunlar göz ardı edildi.
Hatta bazı merdiven altı üretimlerde yavruların büyümesi bilinçli olarak baskılandı.
Sonuç mu?
Hidrosefali…
Hipoglisemi…
Karaciğer yetmezliği…
Kalp rahatsızlıkları…
Solunum problemleri…
İncecik kemikler…
Bitmeyen veteriner masrafları…
Ve acı çeken canlılar…
Birilerinin daha fazla para kazanabilmesi için…
Bir canın ömrü küçültüldü.
***
Daha acısı ise insanların bir kısmının hâlâ köpek sahiplenmeyi bir moda akımı sanması.
Çantasına uyacak köpek arayanlar…
Kıyafetiyle kombin yapacak cins isteyenler…
Sosyal medyada birkaç fotoğraf paylaşınca hevesi geçenler…
Sonra ne oluyor?
Köpek büyüyor.
Sorumluluk artıyor.
Tatil planları değişiyor.
Veteriner masrafları çıkıyor.
Ve o “çok sevilen” canlı, bir anda yük oluveriyor.
Barınakların kapıları işte tam da bu yüzden doluyor.
Her terk edilen köpeğin arkasında çoğu zaman yanlış kurulmuş bir heves vardır.
***
Üstelik Türkiye’de hayvanların satışı ve ticaretine ilişkin ciddi yasal düzenlemeler bulunmasına rağmen, bu anlayışın tamamen ortadan kalktığını söylemek hâlâ mümkün değil. Kanunlar değişebilir; fakat zihniyet değişmediği sürece, canlılar meta gibi görülmeye devam eder. Asıl mücadele de tam burada başlıyor: Bir köpeğin fiyatını değil, hayatını konuşabilmek.
***
Bir köpeğin değeri kaç santimetre olduğunda değil…
Kaç kilo geldiğinde değil…
Kaç numara diye adlandırıldığında hiç değil…
Bir çocuğun gözündeki mutlulukta gizlidir.
Bir yaşlının yalnızlığını paylaşmasında gizlidir.
Kapının önünde sahibini beklerken salladığı kuyruğunda gizlidir.
Sadakatin barkodu olmaz.
Merhametin fiyat etiketi olmaz.
Sevginin numarası olmaz.
Ve köpeklerin de olmaz.
Onlar ayakkabı değildir.
Onlar kıyafet değildir.
Onlar vitrin ürünü değildir.
Onlar bir ömür size yoldaş olacak can dostlarıdır.






