AKP, iktidara 2002 yılında geldiği günden itibaren o kadar çok Atatürk’e ve onun devrimlerine, Cumhuriyetimizin kazanımlarına karşı sert, kibirli bir duruş sergiledi ki toplumda ağır bir savunma, koruma refleksi yarattı.
İktidar, özellikle “ONLAR ve BİZ” kavramları yaratarak toplumu kutuplaştırıp, yönetilmesi daha kolay haline getirdi.
Geri dönüp bakıldığında 24 yıllık iktidarında 7 milletvekili genel seçimi, 3 cumhurbaşkanlığı seçimi, 5 yerel seçim ve 3 halk oylaması ile bize alttan alta dizayn ettiği muhalefet ve belirli kurumların aracılığıyla “yenilemez” algısını oturmaya çalıştı.
Ancak AKP, iktidarını korumak için çok stratejik çalışırken, muhalif kesimler kendi mahallerine itildi ve başlarına da onlar gibi görünen, konuşan ancak tamamen AKP ve BOP’a hizmet etmek için kadrolarla yıllarca seçmenin başında durması sağlandı.
Oysa her “mahalledeki” seçmen neticede bu yurdun insanı ve özünde vatanıyla, bayrağıyla, diniyle, kimliğiyle veya komşusuyla sorunu olmayan insanlardır.
Türk Milleti’ni de, BÜYÜK yapan da bu özelliğimizdir, çünkü siyasetten farklı yerlerde dursak da zor günlerde bir araya gelmeyi bilen siyaset üstü davranmayı başaran koca yürekli, son derece duygusal olan olağanüstü özel bir Milletiz.
Ancak AKP, hızlı bir şekilde tüm kurumları liyakata bakmaksızın kendi kadroları tarafından ele geçirmesini sağlarken, bu kurumlarda arka arakaya yaşanan sayısız skandallar, kendi seçmeni dahil olmak üzere halkta eskiden itibar gören kurumlara karşı çok hızlı güven kaybına neden oldu.
İşte bugün AHBAP Derneği’nde yaşananlar bunun en iyi örneğidir.
İnanılmaz yıkımlara ve can kaybına neden olan 6 Şubat depreminde, afetin ilk günlerinde insanların dondurucu soğukta açıkta kalırken Kızılay’ın çadırları sattığına dair çıkan haberler halk arasında inanılmaz öfkeye dönüştü.
Bu öfke de halkın kriz esnasında ilk kurumsal ve güvenilir bulduğu STK’ya destek vermesine yöneldi.
AHBAP esasında doğru yerde, doğru zamanda bulunduğu için insanlar onu sorgulamadan destek verip arkasında durdu.
Örneğin, Edirne’de yaşayan bir vatandaşımız, Hatay’a, Malatya’ya, Kahramanmaraş’a veya Adıyaman’a ulaşması mümkün olmadığından ancak tanımadığı insanların hayatlarını kurtarma telaşı içinde olduğundan sorgulamadan, irdelemeden destek gönderdi.
Ayrıca irdelemesine de gerek var mıydı gerçekten, zira Haluk Levent’le birlikte İzmir’in dağlarında özellikle CHP’li belediyeler tarafından yıllarca çiçekler açmıyor muydu?
Kendisini ayrıca bize Türkiye’nin en güvenilir insanı, Atatürkçü olarak hep tanıtmadı mı?
Bizi, bizden daha iyi tanıdığı için titizlikle yürütülen bu kimlik çalışmasını yıllar içinde inşaa etmedi mi?
Çünkü Haluk Levent, çok önceden Atatürk’e karşı duyduğumuz hassasiyeti, özlemi ve onun izindeymiş gibi gözüken kişilere karşı toplumun tanıdığı “dokunulmazlığı” çoktan çözüp, artık genlerimize işlenen zafiyetimizi olağanüstü büyük bir avantaja çevirdi.
Hafta başında yine Yeniçağ Gazetesi’nde Yunus Arıkan’ın çok güzel bir yazsısı yayınlandı ve yazısında özellikle TKP’nin Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın Haluk Levent için yaptığı “nokta atış” tespitine yer verdi.
Okuyan : “Haluk Levent vakası, toplumun KAHRAMAN bağımlılığının yol açtığı yeni bir yıkım olarak görülmeli” dedi.
O kadar doğru bir tespit ki.
Bizim önümüzde Mustafa Kemal Atatürk gibi olağanüstü örnek bir lider olduğundan HEP onun ölümünden sonra onun gibi bir kurtarıcı arayışı içinde olmaya devam ediyoruz.
Özellikle de bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakıldığında bağımsızlığı bu kadar isteyen, bunun için savaşan ve kazandıktan sonra korunması için sorumluğu ve yetkiyi bizzat halka veren bir lider tarihte bulunması neredeyse imkânsızdır.
İşte bu yüzden dünyada çözüm savaşta değil, barışta olduğunu, ölümde değil, yaşatmakta olduğuna inan 78 ülkede, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hariç Atatürk’ten hala feyiz alıyor ve düşüncelerini yaşatmak istiyor.
Bugün dünyanın dört bir yanında 107 Atatürk heykeli, anıtı veya büstü ve 197 sözlerini taşıyan parklar, sokaklar kurumsal alanlarda bulunuyor.
Yani o kadar BÜYÜK BİR LİDER’e sahip ki TÜRK Milleti, bunca operasyona rağmen ısrarla yıkılamıyor.
En azından emperyalist güçlerin altına girmek isteyenler için Atatürk’ün önemini daha iyi anlamamızı sağlarken onun düşüncelerine ve ilkelerine sahip gibi gözüken insanlara karşı Gardımızın düşük ve çok açık istimara uğrayabileceğimiz bir durum yarattı Cumhuriyeti korumak isteyen her vatansevere de örnek oldu. Çünkü bu arayışımız, bizi o kadar inanmaya muhtaç etti ki, kendi zafiyetimizi kendimiz oluşturmuş olduk.
O yüzden artık bu zafiyetimizle yüzleşmemiz ve Haluk Levent olayından çok ciddi bir ders çıkartmamız gerekiyor.
Her kutsal kitabımızı eline alan samimi ve inançlı değildir,
Her Atatürk’ü ağzına alan da Atatürkçü, vatansever veya milliyetçi değildir.
Bu vatanımızı korumak sorgulamaktan geçer.






